Hava Durumu

Şehirler Artık Festivalle Konuşuyor

Yazının Giriş Tarihi: 13.07.2026 11:12
Yazının Güncellenme Tarihi: 13.07.2026 11:44

Bu hafta Van'da festival var. 11 Temmuz'da başladı, 19'una kadar sürecek; Buray'dan Murat Boz'a, Sagopa Kajmer'den Bayhan'a kadar bir sürü isim sahne alıyor. Aynı anda Efes'te opera-bale sezonu devam ediyor, İstanbul'da caz festivali daha dün bitti. Geçen hafta da Sakarya'da benzer bir festival vardı, o da kapandı. Türkiye bu yaz kültürle konuşuyor desem abartmış olmam.

Bir haftaya sığan aylar

Rakamlara bakınca iş bir hafta sonu etkinliğini çok geçmiş. Türkiye Kültür Yolu Festivali geçen yıl 20 şehirde, 180 gün sürmüş; 587 konser, binlerce sergi, yüzlerce tiyatro ve opera-bale gösterisi derken 22 milyon kişiyi sokağa dökmüş. Bu yıl 26 şehir, 234 gün; program Nisan'da Şanlıurfa'da başladı, Kasım'da Adana'da bitecek. 2027 hedefi 32 şehir. Yani karşımızdaki artık bir kültür ajandası değil, bir devlet politikası, hatta kendi başına bir sektör.

Sakarya'daki festival kapanırken Kültür Bakan Yardımcısı Gökhan Yazgı'nın söylediği bir laf hoşuma gitti: dokuz günlük süreçte bölgesel esnafın üç aylık ciroya ulaştığını söylüyor. Ben bu tür bakanlık açıklamalarına genelde şüpheyle bakarım, ama sokaktan gelen sesler de benzer şeyler anlatıyor: festival haftası boyunca oteller doluyor, restoranlar taşıyor, esnaf normalde aylara yayılan işini bir haftaya sığdırıyor. Rakam ne kadar iddialı gelirse gelsin, esnafın cebi genelde yalan söylemez.

Şehir şefi mevzusu

Beni asıl ilgilendiren, bu festivallerin artık birer marka projesi gibi düşünülmesi. Mesela "şehir şefi" diye bir pozisyon icat edilmiş: bir kişi çıkıyor, o kentin mutfağını temsil ediyor, hangi lezzet noktalarının öne çıkacağına karar veriyor, festival sırasında o mutfağın yüzü oluyor. Van'da bu iş 25'ten fazla "lezzet noktası" ile yapılıyor; Van kahvaltısından otlu peynire, inci kefalinden yöresel tatlılara kadar bir rota kurulmuş. Yani yemek artık sadece karın doyurmuyor, şehrin tanıtım kartına dönüşüyor.

Efes'teki opera-bale festivali de benzer bir mantıkla çalışıyor. Orada sunulan sadece bir sahne gösterisi değil, antik doku ile çağdaş sanatın buluştuğu bir hikâye. İstanbul Caz Festivali'nin otuz üç yıllık geçmişi de bu işin bir günde olmadığını gösteriyor, marka değeri yıllar içinde birikmiş. Kültür Bakanlığı'nın bir sözü de konuyu iyi özetliyor: turist artık sadece görmeye değil, hissetmeye geliyormuş. Kulağa biraz kurumsal gelse de, dünyadaki eğilim gerçekten bu yöne kayıyor.

Çadırlar sökülünce geriye ne kalıyor

Peki her şey bu kadar pürüzsüz mü? Değil tabii. Van'da bazı vatandaşların festival programında yerel sanatçılara daha çok yer verilmesini istemesi bile, işin herkesi tatmin etmediğini gösteriyor. Benim kafama takılan asıl soru şu: festivaller bitip misafirler evine döndüğünde şehirde geriye ne kalıyor? Çadırlar söküldüğü gibi her şey eski haline mi dönüyor?

Bir haftalığına bir aylık para kazanan esnaf, geri kalan elli bir haftayı nasıl geçiriyor? Ve sanata bu kadar "turizm ürünü" gözüyle bakmak, işin bağımsız ruhundan bir şey çalmıyor mu?

Bunun net bir cevabı yok bence. Ama şunu söyleyebilirim: festival güzel bir şey, esnafa iyi geliyor, şehre yakışıyor. Asıl mesele, kalabalık gidince arkada ne kaldığı. Bir şehrin kültürü yılda dokuz gün değil, elli iki hafta yaşıyorsa gerçek bir kazançtan bahsedebiliriz. Yoksa elimizde güzel bir hafta sonu kalır, o kadar.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.